ISSN : 1301-5680
e-ISSN : 2149-8156
Turkish Journal of Thoracic and Cardiovascular Surgery     
Biochemical markers in determining the perioperative myocardial injury: The role of troponin
Fatih İSLAMOĞLU, Mehmet BOĞA,*Tahir YAĞDI, *Yüksel ATAY, *Mustafa ÇIKIRIKÇIOĞLU, *Tamer BAKALIM, *Suat BÜKET, *İsmail BADAK, *Oya BAYINDIR, *Münevver YÜKSEL, **Dilek ÖZMEN
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi, Bornova, İzmir
* Kalp Damar Cerrahisi Anabilim Dalı
** Biyokimya Anabilim Dalı

Abstract

Many investigation have been made to find specific marker for biochemical assessment of myocardial injury. This prospective study was designed to evaluated the diagnostic efficiency of biochemical markers in detecting myocardial damage in patients undergoing open heart surgery. For this purpose cardiac troponin T and CK-MB were compared.

The study group consisted of 20 patients who were undergoing open heart surgery. There were undergoing open heart surgery. There were 16 male and 4 women with a mean age of 50.35 ± 3.32. The control group consisted of 15 patients (6 male and 9 women with a mean age of 42.8 ± 4.43) who undergoing peripheral surgery. Blood samples were collected before the operation; at the beginning and the end of the cardiopulmonary bypass; at the end of the operation; 4, 8, 12 and 24 hours after surgery; and then once daily until the fifth postoperative day.

There was no mortality during the study. In study group, preoperative transmural myocardial infarction was detected in one patient and subendocardial infarction in another one. There was no myocardial infarction in control group.

Serial intraoperative and postoperative CK-MB values in both group showed significant increase according to preoperative levels while cardiac troponin T values increased significantly only in cardiopulmonary bypass group. In corresponding measurement times, the ratio of troponin T levels between the groups were higher than the ratio of CK-MB levels.

As a conclusion, this study proved that cardiac troponin T is a more specific and sensitive marker for myocardial injury than CK-MB. Measurements of cardiac troponin T leves in open heart surgery may be a useful method for comparing different myocardial protection techniques.

Açık kalp cerrahisinde miyokardda oluşan iskemi/reperfüzyon hasarına bağlı mortalite ve morbidite önemli bir sorun olmayı sürdürmektedir.

Miyokardiyal hasarın varlığını veya derecesini değerlendirmede kullanılan başlıca yöntemler: Klinik bulgular, hemodinamik monitorizasyon bulguları ve biyokimyasal markırlardır. Cerrahi girişim sonrasındaki dönemde anestezinin etkisi ve sedasyon nedeniyle klinik bulguların yetersiz kaldığı bilinmektedir. elektrokardiyografi küçük boyuttaki miyokard hasarında nonspesifik bulgular verebilir. Monitorizasyon bulgularının hiçbiri miyokard hasarına spesifik değildir. Bu nedenle özellikle açık kalp cerrahisi sırasında oluşan miyokardiyal hasarı değerlendirmede biyokimyasal markırların önemi artmaktadır.

Biyokimyasal markır olarak 1954 yılında serum glutamic oxaloacetic transaminase (SGOT) düzeyi ölçüm yöntemi geliştirilmiş, bunu 1957 yılında lactic dehidrogenase (LD), 1966 yılında da creatine kinase (175K) takip etmiştir [1-3]. Yaklaşık 20 yıl önce CK-MB miyokard hasarının biyokimyasal tanısında altın standart olarak ortaya atılmış ve günümüze kadar önemini sürdürmüştür [4].

Yakın zamanda CK-MB ve CK-MM’in doku izoformları, myoglobin, myosin hafif ve ağır zincirleri, yağ asidi taşıyıcı proteinler ve enolase gibi markırlar geliştirilmiştir [5,6]. Son olarak regülatör protein kompleksi olan kardiyak troponinler (T, I ve C) bu amaçla geliştirilmişlerdir [7,8].

Açık kalp cerrahisi sırasında oluşan miyokardiyal hasarı değerlendirmede kardiyak enzimlerin spesifite ve sensitivitelerini karıştırmak amacıyla prospektif bir çalışma planladık. Günümüzde kullanılan konvansiyonel enzimler içinde miyokard hasarına en spesifik kabul edilen CK-MB ile kardiyak TnT’yi karşılaştırdık.

Methods

Olgular
Çalışma Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalında, Mart 1998 ile Temmuz 1998 tarihleri arasında opere 35 olgu üzerinde gerçekleştirilmiştir. Açık kalp cerrahisi uygulanan 20 olgu çalışma grubunu oluşturmuştur. Bu gruptaki olguların 16’sı erkek, 4’ü kadın olup ortalama yaş 50.35 ± 3.32’dir. Çalışma grubundaki olguların 13’üne koroner arter bypass operasyonu (KABG) (6 olguya 4’lü KABG, 4 olguya 3’lü KABG, 2 olguya 3’lü KABG ve jatene anevrizmektomi, 1 olguya 2’li KABG), 2’sine atrial septal defekt tamiri, 2’sine mitral valv replasmanı + triküspit ring anuloplasti, 1’ine mitral valv replasmanı, 1’ine aort valv replasmanı, 1 tanesine de mitral valv replasmanı + aort valv replasmanı operasyonu uygulanmaştır.

Periferik cerrahi girişim uygulanan 15 olgu kontrol grubunu oluşturmuştur. bu olgular anamnez, fizik muayene, EKG ve anjiografi bulguları olarak herhangi bir kardiyak hastalık veya miyokardiyal iskemi bulgusu olmayan kişilerden seçilmiştir. Diyabetik, bilinen kan hastalığı olan ve böbrek fonksiyonlarında bozukluk olan (kreatinin > 1.6 mg/dl) olgular çalışmaya alınmamışlardır. Kontrol grubundaki olgulardan 6’sı erkek, 9’u kadın olup ortalama yaş 42.88 ± 4.43’dür. Bu olguların 7’sine akciğer operasyonu (lobektomi, metastatektomi, kistektomi), 3’üne karotis endarterektomi, 4’üne periferik vasküler tamir operasyonu (by-pass, interpozisyon, endarterektomi), 1’ine aort koarktasyonu tamir operasyonu uygulanmıştır. Olguların demografik özellikleri bazı operatif verileri Tablo 1’de gösterilmiştir.

Cerrahi Teknik
Açık kalp cerrahisi uygulanan olgulara kardiyopulmoner bypass (CPB) öncesinde aktive edilmiş koagulasyon zamanı 480 saniyenin üzerinde olacak şekilde sistemik heparinizasyon uygulandı. Arteriyel ve venöz kanülasyon sonrasında ekstrakorporeal dolaşımı gerçekleştirmek için Sarns modified roller pump (Sarns, ann Arbor, MI) kullanıldı. CPB sırasında oksijenasyonu sağlamak amacıyla D 708 Simplex adult hollow fibre oxygenator (Dideco, Mirando, Italy) kullanıldı. CPB’a geçildikten sonra olgular ılımlı sistemik hipotermi uygulanarak 28-30 0C’ye kadar soğutuldu. Kalp eksternal olarak +4 ºC sodyum klorür solüsyonu ile soğutularak topikal hipotermi uygulandı. X-klemp sonrasında önce “warm induction”, ardından antegrat intermittant soğuk kan kardiyoplejisi kullanıldı. X-klemp kaldırılmadan hemen önce kontrollü reperfüzyon sağlanması için “hot shot” uygulandı. Kontrol grubundaki olgulara torakotomi veya lezyonlu periferik damara uygun insizyon ile yaklaşılarak operasyonlar gerçekleştirildi. Tüm olgularda radyal arter kateteri ve termodilüsyon kateteri ile hemodinamik monitorizasyon sağlandı.

Ölçümler
Olgulardan operasyon öncesi bir, operasyon sırasıda iki kez (çalışma grubunda X-klemp öncesi ve X-klemp kaldırıldıktan 30 dakika sonrası, kontrol grubunda operasyon başladıktan 30 dakika sonra ve bitiminden yaklaşık 30 dakika önce), postoperatif 0., 8., 12., 24. saatlerde ve postoperatif 5. güne kadar günde bir kez her biri 10 ml olacak şekilde kan örneği alınmıştır. Kan örnekleri Klinik Biyokimya laboratuvarında çalışma hakkında bilgisi olmayan görevlilerce çalışılmıştır.

TnT ölçümleri: Kan örneklerinin santrifüje edilmesiyle elde edilen serumların bir kısmı TnT tayini için ayrıldı ve hemen dondurularak 20 0C’de saklandı. İki aylık çalışma periyodu sonunda TnT düzeyinin kantitatif analizi “Enzyme-Linked Immunosorbent Assay (ELISA)” esasına dayalı tporonin kiti kullanılarak ES 222 immunoassay analizöründe gerçekleştirildi (Enzymun Test System ES22, Boehringer Mannheim, Mannheim, Germany). TnT düzeyi “ELISA/1-step sandwich assay using streptavidin technology” prensibine uygun olarak çalışıldı. Ölçüm sınırları 0-15 ng/ml olup referans sınırları sağlıklı 10 gönüllüden alınan kan örneklerinde 0-0.2 ng/ml olarak belirlenmiştir. 0.2 ng/ml’den yüksek değerler pozitif olarak kabul edilmiştir.

CK-MB ölçümü: Ölçümler kan örneklerinin alındığı gün rolf Greiner marka kitler ile Hitachi 704 analizöründe immunoinhibisyon DGKC yöntemi ile yapıldı. Normalin üst sınırı olarak 25 U/L kabul edilmiştir.

Elektrokardiyografi: Tüm olgulardan operasyon öncesi, operasyon sonrası, postoperatif 1. gün, 2. gün, 3. gün, 4. gün ve 5. günde birer de 12-derivasyonlu elektrokardiyogram örnekleri alınmıştır. 0.04 ms’den büyük yeni Q dalgası ve R dalgasında en az iki ardışık derivasyonda %25’den fazla azalma gözlenmesi akut transmural miyokardiyal enfarktüs kriteri olarak kabul edilmiştir. En az iki ardışık derivasyonda lokalize ST elevasyonunun T negatifliği tarafından takip edilmesi akut subendokardiyal enfarktüs olarak kabul edilmiştir. Elektrokardiyogramların değerlendirilmesi çalışma hakkında bilgisi olmayan deneyimli bir kardiyolog tarafından gerçekleştirilmiştir.

İstatistiksel Analiz

Verilerin istatistiksel analizi Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümünde yapıldı. Tüm veriler aritmetik ortalama ve ortalamanın standart hatası (SEM) olarak gösterildi. Gruplar arasında değişken verilerin karşılaştırılmasında student t testi kullanıldı. Student t testinden önce bütün parametreler için varyans eşitliğinin araştırılması için Levene testi yapılmış ve student t testinin sonuçları varyans eşitliğine göre yorumlanmıştır. Gruplar içinde her bir markır için 12 farklı zamanda yapılan ölçümler (tesadüf bloklar modeline göre) varyans analizi ile değerlendirildi. Zaman faktörünün önemli bulunması halinde zamanların ikili analizi Std. Newman Keuls yöntemi ile a = 0.05 önem seviyesinde incelendi. Kategorik verilerin karşılaştırılması için Fischer’in exact testi yapıldı ve p < 0.05 olması istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi.

Results

Çalışma süresince her iki grupta da mortalite olmamıştır. Çalışma grubundaki 1 olguda perioperatif transmural miyokardiyal enfarktüs, 1 olguda ise subendokardiyal enfarktüs tespit edilmiştir. Çalışma grubundaki 4 olguda atrial fibrilasyon, 2 olguda inkomplet sağ dal bloğu ve 1 olgu atriyal erken vurular gözlenmiş bu bulgular hastaneden taburcu edilmeden önce kaybolmuştur. Altı olguda postoperatif dönemde 24-48 saat süresince inotropik kullanım ihtiyacı oluşmuş, 1 olgu ise postoperatif kanama nedeniyle erken dönemde revizyon operasyonuna alınmıştır. Kontrol grubundaki olgularda ise preoperatif enfarktüs görülmemiştir. Bir olguda postoperatif 1. günde düşük kardiyak debi gelişmiş ve 48 saat süreyle inotropik destek uygulanmıştır. Diğer olgularda herhangi bir sorun olmamıştır.

CB ve kontrol grubundaki olgularda TnT ve CK-MB düzeylerindeki değişiklikler Grafik 1 ve 2’de verilmiştir. TnT’nin operasyon öncesi değerlerinde gruplar arasında anlamlı bir fark yoktu ve normal sınırlarda idi. CPB grubunda operasyon başlangıcından itibaren TnT değerleri yükselerek normal sınırların üzerine çıkmış ve postoperatif ilk 12 saatte en yüksek düzeye ulaşmıştır. İki grup arasındaki kardiyak TnT düzeyleri operasyon öncesi haricinde istatistiksel olarak anlamlı şekilde farklı bulunmuştur (Grafik 1).

Her iki grupta da operasyon öncesi CK-MB düzeyleri normal sınırlarda idi. X-klemp sonrası ve erken postoperatif dönemde CPB grubunda düzeyler kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek iken postoperatif 2. günden itibaren ilişki tersine dönerek kontrol grubunda daha yüksek seyretmiştir. Kontrol grubunda postoperatif 3., 4. ve 5. gündeki CK-MB düzeyleri CPB grubuna göre anlamlı şekilde yüksektir (Grafik 2).


Grafik 3’te kardiyak TnT ve CK-MB’nin aynı zaman dilimlerinde gruplar arasındaki ölçülen düzeylerin oranları birlikte gösterilmektedir. CPB grubunda postoperatif dönemde kardiyak TnT düzeyleri kontrol grubuna göre 4.5 ila 110 kat arasında yüksek iken CK-MB düzeylerinde bazı zamanlarda kontrol grubu lehine sonuçlar çıkmıştır.

CPB uygulanan grupta kardiak iskemi süresi ile kardiyak TnT kan düzeyi arasındaki ilişki araştırılmış ve TnT kan düzeylerinin X-klemp süresi 60 dakikanın üzerinde olan olgularda X-klemp sonrasında ve erken postoperatif dönemde anlamlı derecede yüksek olduğu görülmüştür. X-klemp süresi 60 dakikanın üzerinde olan olgularda postoperatif değerlerin hemen tamamı preoperatif değere göre anlamlı şekilde yüksektir (Grafik 4).

CPB uygulanan gruptaki 7 olguda postoperatif erken dönemde inotropik kullanılması gerekmiştir. Kardiyak TnT kan düzeyi ile postoperatif dönemde inotropik kullanım ihtiyacı arasındaki ilişki incelenmiştir. TnT kan düzeyi ile postoperatif dönemde inotropik kullanım ihtiyacı arasındaki ilişki incelenmiştir. TnT pik seviyesi 2 ng/ml düzeyini geçen olgularda inotropik kullanım ihtiyacı anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (Grafik 5).

CPB grubunda iki olguda elektrokardiyografik değişiklik olmuş ve bu olgular intraoperatif Mİ olarak değerlendirilmişlerdir. Her iki olgunun da postoperatif TnT değerleri 2 ng/ml’nin çok üstündedir (6.2 ve 4.66 ng/ml).

Discussion

Açık kalp cerrahisi tekniklerindeki ilerlemeler ve farmakolojik destek yöntemlerinin gelişmesi CPB uygulaması sırasında oluşan miyokardiyal hasarın azalmasına yol açmaktadır. CPB sırasında kullanılan soğuk kan kardiyoplejisi, “warm induction” ve “hot shot” uygulamaları, retrograt kan kardiyoplejisi, kardiyoplejik solüsyonlara çeşitli maddelerin eklenmesi (aminoasitler, antioksidanlar, adenosin, mannitol, allopurinol, deferoksamin vb.) miyokard korunması için emniyetli süreyi uzatmalarına rağmen istenen düzeye ulaşılamamıştır [9-11].

Özellikle minör peroperatif miyokard hasarının tespitinde günümüzde rutin olarak kullanılan CK, CK-MB, LD ve SGOT gibi markırların yeterli olmadığı düşünülmektedir. Kardiyovasküler cerrahi uygulanan olgularda EKG majör akut miyokard enfarktüsü tespitinde fayda sağlar ancak güvenilirliği tam değildir. İleri kusurları, ST veya T segment değişiklikleri değişik boyutlardaki iskemik hücre hasarına bağlı olabilirler. Ancak bu değişiklikler nonspesifik olup miyokard korunmasının kalitesini değerlendirmede kullanılamazlar [12].

CK ve LD’nin izoformlarının kullanılmaya başlanmasından sonra laboratuar ölçümlerinin diagnostik spesifitelerinde gelişme sağlandıysa da tam bir ilerleme elde edilememiştir. CK-MB’nin iskelet kasında küçük de olsa bir miktar bulunması iskelet kası hasarında CK-MB’nin de yükselmesine yol açabilir. Bu nedenle CK-MB aktivitesini değerlendirirken total CK’ye olan oranını da değerlendirmek gerekir. CK-MB’nin CK’ya oranının miyokard hasarı ile olan ilgisini değerlendiren çalışmalarda genellikle %3-5 arasındaki değerler miyokard hasarı lehine yorumlanmıştır. Ancak bu oranlama da her zaman güvenilir değildir [13].

Yapılan çeşitli klinik çalışmalar TnT’nin diagnostik spesifite ve sensitivitesinin CK, CK-MB ve LD’ye göre üstün olduğunu göstermiştir [14,15].

TnT’nin sensitif bir biyokimyasal markır olarak kardiyak cerrahi sonrasında kullanılmasını ilk kez Katus ve arkadaşları öne sürmüşlerdir [16]. Daha sonra yapılan çeşitli çalışmalarda TnT’nin açık kalp cerrahisi ya da non-kardiak cerrahi sırasında oluşan miyokard hasarını belirlemede değerli bir yöntem olduğu bildirilmiştir [17-19].

Çalışmamızda 6 gün gibi biyokimyasal markırlar için oldukça uzun sayılabilecek bir zaman diliminde sık kan örnekleri alarak enzim kinetiklerini daha iyi değerlendirebilmeyi amaçladık. CBP grubunda her iki markır düzeyi postoperatif dönemde normal sınırların üzerine çıkmıştır. Kontrol grubunda ise CK-MB düzeyi en az üç farklı zamanda referans değerlerinin üstüne çıkarken TnT düzeyleri bir olgu hariç tüm zamanlarda normal sınırlarda bulunmuştur. TnT düzeyi CPB grubundaki olgularda CPB’a girilmesiyle birlikte anlamlı olarak yükselirken, erken enzim olarak bilinen CK-MB’de X-klemp kalktıktan sonra yükselmeye başlamıştır. CK-MB düzeyi postoperatif 2. günden itibaren normal düzeyleri inmiş TnT erken yükseldiği gibi postoperatif 5. gün de dahil olmak üzere tüm zamanlarda kontrol grubuna göre anlamlı yüksekliğini sürdürmüştür. Bu bulgular kardiyak TnT’nin diagnostik penceresinin CK-MB’ye göre daha geniş olduğunu ve aynı zamanda hem erken hem de geç markır olarak kullanılabileceğini göstermektedir. Ayrıca TnT konsantrasyonundaki artış oranı CK-MB düzeyindeki artış oranından daha fazla bulunmuştur.

Postoperatif 1. gündeki serum kardiyak TnT düzeylerindeki yükselme TnT’nin sitozolik havuzdaki bölümünün salınmasına bağlıdır. Daha sonraki günlerde giderek azalmakla birlikte postoperatif 5. güne kadar yüksek düzeylerde seyretmektedir. Kardiyak TnT’nin serum yarılanma ömrünün 120 dakika olduğunu düşünürsek, devam eden yüksek serum düzeyleri muhtemelen bütünlüğü bozulan kontraktil aparattan sürekli olan salınıma bağlıdır.

Kontrol grubundaki olgulardan birisi hariç hepsinde tüm TnT düzeyleri normal sınırlardadır. Periferik bypass uygulanan bu olguda postop 1. günde gelişen düşük kardiyak debinin bu yükseklikte rol oynadığını düşündük. Kontrol grubunda CK-MB düzeylerinde yükseklik olan olguların hiçbirinde kardiyak bir sorun gözlenmemiştir. CK-MB ile karşılaştırıldığında TnT daha kardiyospesifik olduğunu görmekteyiz. Kardiyak TnT iskelet kası izoformuyla yapısal olarak farklı bir moleküldür. Bu nedenle krosreaktivite oranı çok düşüktür (<%4) [20]. Çalışmamızdaki vaka sayısının az olması kesin bir yorum yapmayı engellese de kardiyak morbidite gelişen bir olgu hariç kontrol grubu olgusunda TnT değerinin yükselmemesi kros reaksiyon riskinin klinik rutinde çok önemli bir sorun olmadığını düşündürmektedir. Belirgin iskelet kası hasarında olguların %10 kadarında TnT değerinde hafif bir artış gözlenirken, CK-MB düzeyinde artış görülen olgu oranı yaklaşık %50’dir. Bu olgularda CK-MB düzeyindeki artış normalin 25 katı kadar yüksek düzeylerde olabilir. Adams ve arkadaşları akut iskelet kası hasarı olan, kronik kas hastalğı olan ve uzun süreden beri hemodializ uygulanan olgularda CK-MB düzelerinin sırasıyla olguların %59, %78 ve %4’ünde yüksek olduğunu tespit etmişlerdir [8]. Müsküler distrofili olgulardaki TnT değerindeki artış konusundaki çalışmalar devam etmektedir. Fetal kardiyak TnT’nin yeniden oluşabileceğini iddia edenler olduğu gibi musküler distrofili olgularda dilate kardiyomiyopatinin sık görülmesi nedeniyle artmış TnT’nin gerçek bir miyokardiyal hasara bağlı olduğunu söyleyenler de vardır [21-23]. Ancak bu olgulardaki ayırıcı tanı hastalığın tüm poulasyon içindeki oranı düşünüldüğünde önemli bir klinik sorun yaratmamaktadır.

Renal yetmezlikli olgularda görülen yüksek TnT düzeylerini açıklamak için yapılan çalışmalar bu olguların önemli bir bölümünde koroner arter hastalığı ve sol ventrikül hipertrofisi bulunduğunu ve koroner hastalığı varlığı ile TnT serum düzeyi arasında pozitif bir korelasyon bulunduğunu göstermektedir. Yüksek TnT düzeyine sahip olan olguların prognozların düşük sonuçlu olgulara göre belirgin bir şekilde kötü olduğu ifade edilmektedir. Hemodiyaliz planlanan olgularda yapılan bir çalışmada diyaliz başlangıcında %79 olguda anormal ekokardiyografi bulguları ve %50 olguda ileri ventrikül hipertrofisi tespit edilmiştir [24]. Koroner arter hastalığı açısından asemptomatik olan end-stage renal yetmezlik diyabetik olgularda yapılan bir anjiyografik çalışmada olguların %88’inde tek ya da birden fazla damarda en az %50 stenoz tespit edilmişti [25].

CPB grubunda serum kardiyak TnT düzeyi 2 ng/ml’nin üzerinde olan olgularda inotropik kullanma oranının anlamlı bir şekilde yüksek olması TnT düzeyinin postoperatif komplikasyonlar ve muhtemel kötü prognozla da ilişkili olduğunu düşündürmektedir. Kardiyak TnT’nin kötü prognozla olan ilişkisinin değerlendirildiği bir çalışmada TnT düzeyi yüksek olan unstable angina pectorisli olguların %30’unun bir ay içinde miyokard enfarktüsü geçirdiği ve %67’sinin yine bir ay içinde revaskülarizasyon prosedürüne ihtiyaç duyduğunu göstermiştir [26]. Jimenez ve arkadaşlarının non-kardiyak cerrahi geçiren olgularda yaptığı çalışmada ope-rasyon sonrasında kardiyak TnT düzeyi yüksek olan olgularda 6 ay içinde kardiyak bir olay gelişme riski yüksek bulunmuş, CK-MB düzeyinde yüksekliğin ise kardiyak olaylarla bir ilişkisi olmadığı tespit edilmiştir [27].

Çalışmamızda açık kalp cerrahisi geçiren olgulara uyguladığımız kardiyoprotektif yöntemler ve kardiyak iskemi süreleri günümüzde kabul edilen sınırlarda olduğu halde hemen bütün olgularda serum kardiyak TnT düzeyinin yüksek olması tam bir miyokard korunması sağlayamadığımızı düşündürmektedir. Bunun nedenleri kardiyak iskemi süresinin uzun olması, kardiyopleji solusyonunun koruma özelliklerinin yeterli olmaması, kardiyopleji veriliş tekniğine veya olgunun lezyonlarına bağlı olarak yetersiz kardiyopleji dağılımı ya da operatif teknikteki hatalar olabilir.

Olgu sayısı sınırlı olmakla beraber sık aralıklarla ve uzun sayılabilecek bir zaman diliminde biyokimyasal verilerin elde edilmesi değişik biyokimyasal verilerin elde edilmesi değişik biyokimyasal markırların miyokardiyal spesifitelerinin değerlendirilmesine ve zamana bağlı değişik özelliklerinin gözlenmesine imkan vermiştir. Ayrıca CPB sırasındaki operatif tekniklerin ve iskemik sürenin TnT düzeylerine olan etkileri değerlendirilebilmiştir.

Sonuç olarak, bu çalışma kardiyak TnT’nin peroperatif miyokardiyal hasarın tespiti ve düzeyinin tahmin edilmesinde sensitivite ve spesifite açısından CK-MB’ye göre daha başarılı olduğunu göstermektedir. Günümüzde uygulanan miyokard koruma tekniklerindeki olumlu gelişmelere rağmen uzamış kardiyak iskemik zaman miyokardiyal hasar oluşması için olumsuz bir faktördür. Açık kalp cerrahisi uygulanan olgularda kardiyak TnT düzeyi tespiti çeşitli miyokard koruma tekniklerinin karşılaştırılması açısından olduğu kadar, oluşan miyokard hasarını erken dönemde göstermesi ve düzeyi hakkında bilgi vermesi açısından da faydalı bir tetkiktir.

References

1) LaDue JS, Wroblewski F, Karmen A. Serum glutamic oxaloacetic transaminase activity in human acute transmural myocardial infarction (abstract). Science 1954; 120: 497.

2) Vesell ES, Beam AG. Localization of lactic acid dehydrogenase activity in serum fraction (abstract). Proc Natl Acad Sci USA 1957; 94-96.

3) Vanderveen KJ, Willebrands AF. Isoenzymes of creatine phosphokinase in tissue extracts and in normal and pathological sera (abstract). Clin Chem Acta 1966; 13: 312.

4) Roberts R, Henry PD, Witteveen SAGJ, et al. Quantification of serum creatine phosphokinase izoenzyme activity. Am J Cardiol 1974; 33: 350-54.

5) Adams JE, Abendschein DR. Biyochemical markers of myocardial injury: is MB vreatine kinase the choice for the 1990’s? Circulation 1993; 88: 750-63.

6) Puleo PR, Meyer D, Wathen C, et al. Use of a rapid assay of subforms of creatine kinase MD to diagnose or rule out acute myocardial infarction. N Engl J Med 1994; 331: 561-66.

7) Katus HA, Remppis A, Neuman FJ, et al. Diagnostic efficiency of troponin T measurements in acute myocardial infarction. Circulation 1991; 83: 902-12.

8) Adams JE, Bodor GS, Davila Roman VG, et al. Cardiac troponin I: a marker with high specificity for cardiac injury. Circulation 1993; 88: 101-6.

9) Seitelberger R, Hannes W, Gleicauf M, Keilich M, Christoph M, Fasol R. Effects of diltiazem on perioperative ischemia, arrythmias and myocardial function in patients undergoing elective coronary bypass grafting. J Thorac Cardiovasc Surg 1994; 107: 811-821.

10) Eddy L, Hurvitz R, Hochstein PA. Prospective role for ascorbate in induced ischemic arrest associated with CPB. J Appl Cardiol 1990; 5: 409-14.

11) Hayashida N, Iknomidis JS, Weisel RD, et al. The optimal cardioplegic temperature. Ann Thorac Surg 1994; 58: 961-71.

12) Mangano DT. Preoperative assessment of cardiac risk. Cardiac anesthesia. 3rd edition. Edited by Kaplan J. Philadelphia, WB Saunders, 1993, pp 3-41.

13) Lott JA, Stang JM. Serum enzymes and isoenzymes in the diagnosis and differential diagnosis of myocardial ischemia and necrosis. Clin Chem 1980; 26: 1241-50.

14) Efthimiadis A, Cheiridou M, Lefkos N, Doumalas A, Arampatzis, Tsapas G. The predictive value of TnT in patients who underwent an extracardiac surgery operation. Acta Cardiol 1995; 50: 309-13.

15) Lee TH, Thomas EJ, Ludwig LE, et al. TnT as a marker for myocardial ischemia in patients undergoing major noncardiac surgery. Am J Cardiol 1996; 77: 1031-6.

16) Katus HA, Schoeppenthau M, Tanzeem A et al. Non-invasive assessment of perioperative myocardial cell daage by circulating cardiac TnT. Br Heart J 1991; 65: 259-64.

17) Kallner G, Lindblom D, Forssel G, Kallner A. Myocardial release of TnT after coronary bypass surgery. Scan J Thorac Cardiovasc Surg 1994; 28: 67-72.

18) Metzler H, Gries M, Rehak P, Lang TH, Fruhwald S, Toller W. Perioperative myocardial cell injury: the role of troponins. Br J Anaesth 1997; 78: 386-90.

19) Taggart DP, Hadijnikolas L, Hooper J, et al. Effects of age and ischemic times on biochemical evidence of myocardial injury after paediatric cardiac operations. J Thorac Cardiovasc Surg 1997; 113: 728-35.

20) Katus HA, Looser S, Hallermayer K, Remppis A, Scheffold T, Borgya A, et al. Development in vitro characterization of a new immunoassay for cardiac troponin T Clin Chem 1992; 38: 386-93.

21) Saggin L, Gorza L, Ausoni S, Schioffino S. Cardiac troponin T in developing, regenerating and denervated rat skeletal muscle. Development 1990; 110: 547-54.

22) Kobayashi S, Tanaka M, Tamura N, Hashimoto H, Hirose S. Serum cTnT in polymyositis/dermatomyositis (letter). Lancet 1992; 340-726.

23) Laign NG. Inherited disorders of contractil proteins in skeletal and cardiac muscle. Curr Oin Neurol 1995; 8: 391-6.

24) Foley RN, Parfery PS, Harnet JD, et al. Clinical and echocardiographic disease in patients starting end-stage renal disease therapy. Kid Internat 1995; 47: 186-92.

25) Rostand SG, Rutsky EA. Coronar artery disease in end-stage renal disease. In: Henrich WL, ed. Principles and Practice of dialysis. Baltimore: Williams and Wilkins, 1994, pp 181-195.

26) Wu AH, Abbas SA, Green S, et al. Prognostic value of cardiac troponin T in unstable angina patients. Am J Cardiol 1995; 76: 970-72.

27) Lopez-Jimenez F, Goldman L, Sacks DB, et al. Prognostic value of cardiac troponin T after non-cardiac surgery: 6-month follow-up data. J Am Coll Cardiol 1997; 29: 1241-45.