ISSN : 1301-5680
e-ISSN : 2149-8156
Turkish Journal of Thoracic and Cardiovascular Surgery     
Distribution of morbidity in diabetic and non-diabetic patients according to intraoperative blood glucose levels in coronary artery bypass greft surgery: our single-center experiences of 267 patients
Lale Yüceyar1, Cem Sayılgan1, Özlem Yenigün1, Deniz Göksedef2, Suat Nail Ömeroğlu2, Gökhan İpek2, Hülya Erolçay1
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı, İstanbul, Türkiye
1İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, İstanbul, Türkiye
2İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı, İstanbul, Türkiye
DOI : 10.5606/tgkdc.dergisi.2014.8679

Abstract

Background: This study aims to investigate the distribution of morbidity in diabetic and non-diabetic patients who were subjected to conservative glycemic control during coronary artery bypass graft (CABG) surgery and to determine the efficacy of this strategy according to currently recommended target intraoperative blood glucose value.

Methods: Between April 2009 and April 2011, consecutive 267 CABG patients who were subjected to intraoperative conservative glycemic control with intermittent boluses of insulin during surgery were retrospectively analyzed. The patients were classified as diabetic (n=118) and non-diabetic (n=149) patients. Then, the patients were divided into three subgroups as intraoperative mean blood glucose (MBG) concentration <150 mg/dL (group 1), 150-180 mg/dL (group 2), and >180 mg/dL (group 3). All recorded perioperative, intraoperative, and postoperative data were compared between diabetic and non-diabetic patients according to their intraoperative blood glucose levels.

Results: Among patients enrolled in the study, 44% were diabetic and 51.7% of diabetics and 11.3% of non-diabetics were in group 3. Of all patients, 29% had an intraoperative MBG of >180 mg/dL. Non-diabetic patients in group 3 had higher lactate levels (p=0.005), renal impairment (p=0.04), and mortality rates (p=0.03), compared to other groups and with diabetic patients in same group. The incidence of infectious events was higher in diabetic patients with MBG >180 mg/dL (p=0.037). A low positive correlation between MBG and lactate levels in non-diabetic patients (r=0.20), and between MBG and the length of stay in the intensive care unit in diabetic patients (r=0.25) was found.

Conclusion: Our study results demonstrate that intraoperative conservative glycemic control with intermittent boluses of insulin seems not to be sufficient in diabetic patients. Non-diabetic patients with higher lactate levels, renal impairment and mortality rates also necessitate effective glycemic control. Therefore, simple, safe and effective algorithms should be developed for intraoperative glycemic control.

Kalp cerrahisinde diyabet öyküsünden bağımsız olarak sıklıkla hiperglisemi gelişir. Diyabetik hastalarda daha ciddi ve inatçı olmakla birlikte, normoglisemik hastalarda da gelişen kan şekeri yüksekliklerinin morbidite ve mortaliteyi artırdığı bilinmektedir. Hipergliseminin, iskemi-reperfüzyon süreci geçiren miyokardda enfarkt sahasını genişlettiği, iskemik önkoşullanmayı bozduğu ve reperfüzyon hasarını artırdığı gösterilmiştir. Glisemik kontrol ile sağlanan yararlarda, insülinin serbest yağ asitleri ve oksijen radikallerini azaltıcı metabolik etkilerinin de payı olduğu düşünülmektedir.[1,2]

Kan şekeri ve sağkalım arasındaki ilişkiye yönelik çalışmalar çoğunlukla kritik hastalara ve kalp cerrahisinin ameliyat sonrası dönemine odaklanmış olsa da son yıllarda yapılan çalışmalarda ameliyat sırası dönemdeki kan şekeri kontrolünün önemine dikkat çekilmiştir. Bu çalışmalarda ameliyat sırası hipergliseminin morbiditeyi artırıcı önemli bir faktör olduğu bildirilmiştir.[3,4] Ancak ameliyat öncesi, sırası ve sonrası dönemde özellikle kardiyopulmoner baypas (KPB) sırasında tetiklenen aşırı stres yanıt kan şekeri kontrolünü güçleştirmekte, yüksek dozlarla uygulanan insülin protokolleri ve sıkı kan şekeri stratejileri hipoglisemi riskini artırmakta ve genellikle diyabetik olan ve olmayan hastalara aynı algoritmalar uygulanmaktadır.[3-7] Ameliyat sonrası dönem için uygulanan protokollerin ameliyat sırasında uygulanabilirliği sorgulanmakta, ameliyat sırası dönem için kesin kabul gören protokol bulunmamaktadır.

Çalışmamızın amacı ameliyat sırası dönemde aralıklı bolus insülin dozları ile konservatif kan şekeri kontrolü uyguladığımız koroner arter baypas greft (KABG) cerrahisi hastalarında, hastane içi morbiditenin diyabetik olan ve olmayan hastalardaki dağılımını araştırmak ve bu yöntemin günümüzde önerilen ameliyat sırası hedef kan şekeri aralığına göre etkinliğini araştırmaktır.

Methods

Hasta seçimi
Bu araştırmada fakülte etik komitesinin izni alındıktan sonra Nisan 2009 - Nisan 2011 tarihleri arasında ardışık olarak KPB ile elektif şartlarda izole KABG ameliyatı geçiren 270 hasta dosyası retrospektif olarak incelendi. Ameliyat sırasında derin hipotermi uygulanmak zorunda kalınan ve ameliyat öncesinde kronik böbrek yetersizliği nedeni ile hemodiyaliz uygulanmakta olan hastalar çalışma dışı bırakıldı. Kreatin yüksekliği olup diyaliz endikasyonu olmayan 267 hasta çalışmaya dahil edilerek, diyabetik (n=118) ve diyabetik olmayanlar (n=149) olarak iki gruba ayrıldı. Diyabetes mellitus (DM) tanısı ile tedavi edilmeyen ya da ameliyat öncesi yapılan rutin biyokimya testlerinde açlık kan şekeri değeri <125 mg/dL olan 149 hasta (26 kadın, 123 erkek) diyabetik olmayan, ameliyat öncesinde DM tanısı konulan ve tedavi uygulanan veya açlık kan şekeri ≥125 mg/dL olan 118 hasta (46 kadın, 72 erkek) ise diyabetik olarak tanımlandı. Daha sonra her grup kendi içinde ameliyat sırası ortalama kan şekeri (OKŞ) 150 mg/dL’nin altında olanlar (grup 1), ameliyat sırası OKŞ 150-180 mg/dL olanlar (grup 2) ve ameliyat sırası OKŞ >180 mg/dL olanlar (grup 3) şeklinde üç gruba ayrıldı. Grup 1’de 21 diyabetik (%22.5), 72 diyabetik olmayan (%77.5) hasta, grup 2’de 36 diyabetik (%37.5), 60 diyabetik olmayan (%62.5) hasta, grup 3’de ise 61 diyabetik (%78.2), 17 diyabetik olmayan (%21.8) hasta bulunmaktaydı.

Ameliyat öncesine ait veriler
Her hasta için yaş, cinsiyet, vücut kütle indeksi (VKİ), vücut yüzey alanı (VYA) gibi demografik verilerin yanı sıra sigara kullanımı, risk sınıflaması (EuroSCORE-lojistik), hipertansiyon (Ameliyat öncesi dönemde antihipertansif kullanımı), periferik arter hastalığı (PAH) (Ameliyat öncesinde abdominal aort, ekstremite arterleri veya karotis darlığı nedeni ile tedavi görmüş olanlar ya da tanısı yeni konulanlar), miyokard enfarktüsü (30 gün içinde ME geçirenler), serebrovasküler olay (SVO) (inme ya da geçici iskemik atak öyküsü olanlar), kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) (Oral ya da inhaler bronkodilatör veya kortikosteroid tedavisi alanlar), sol koroner arter hastalığı ve böbrek yetmezliği (Serum kreatinin düzeyi ≥1.8 mg/dL) varlığı kaydedildi.

Anestezi ve cerrahi teknik
Tüm hastalara aynı anestezi, cerrahi ve KPB yöntemleri uygulandı. Tüm hastalara beş kanallı elektrokardiyografi, nabız oksimetresi, idrar çıkışı, invaziv arter ve santral venöz basıncını içeren rutin monitörizasyon uygulandı. Midazolam (Dormicum®, Roche, Basel, Switzerland), fentanil (Fentanyl®, Janssen, New Jersey, USA), morfin (Morphin HCL®, Galen, İstanbul, Türkiye) ve savofluran (Sevorane®, Abbott, Illinois, USA) / desfluran (Suprane®, Eczacıbaşı-Baxter, İstanbul, Türkiye) ile standart genel anestezi uygulandı. Kardiyopulmoner baypas; membran oksijenatör ile orta sistemik hipotermi, pulsatil olmayan akım ve ortalama kan basıncı 50-70 mmHg olacak şekilde sürdürüldü. Miyokard koruması anterograd veya retrograd soğuk kan kardiyoplejisi ile sağlandı.

Kan şekeri kontrolü
Ameliyat sırasında kan şekeri düzeylerine konservatif olarak yaklaşılıp, KPB öncesi bir kez, daha sonra her yarım saatte bir alınan kan gazları ölçümlerinden kan şekerleri değerlendirildi. Kan şekeri kontrolünde kristalize insülin (Humulin R®, Lilly, Indianapolis, USA) intravenöz yoldan uygulandı. Kan şekeri >200 mg/dL olmadıkça insülin verilmedi, 200-250 mg/dL arasında ise 4 Ü, 250-300 mg/dL arasında ise 8 Ü, >300 mg/dL ise 10 Ü insülin uygulandı. Yapılan insülin dozundan sonraki kan şekeri değeri bir alt basamağa düştü ise ya da aynı basamakta ise karşılık gelen insülin dozunun yarısı yapıldı. Yoğun bakım ünitesinde (YBÜ) ise tüm hastalara Portland protokolüne göre insülin infüzyonu uygulandı.[8] Ölçülen değerlerin toplamı ölçüm sayısına bölünerek her hasta için ameliyat sırasındaki ortalama kan şekeri değeri tespit edildi.

Ameliyat sonrası veriler
Tüm hastaların KPB ve kros klemp süreleri, ameliyat sonrası YBÜ’deki en yüksek laktat (her hasta için YBÜ’de ölçülen tüm kan gazı örneklerinde gözlenen en yüksek laktat değeri) ve troponin I değerleri (her hasta için ameliyat sonrası ölçülen en yüksek troponin I değeri), ekstübasyon ve YBÜ’de kalış süreleri, yeni gelişmiş atriyal fibrilasyon (AF) ve ME (enzim ve elektrokardiyografik olarak belirlenmiş) sıklığı, ameliyat sonrası inotrop gereksinimi (4 saatten uzun süreli dopamin/dobutamin ≥5 mg/kg/dk veya adrenalin infüzyonu), yeni gelişmiş böbrek yetmezliği (serum kreatinin değerinin >2 mg/dL olması ya da başlangıç değerine göre %50 ve daha fazla artması), enfeksiyon gelişimi (antibiyotik veya cerrahi tedavi gerektiren tüm yara yeri enfeksiyonları, pnömoni, sepsis), nörolojik bozukluk (24 saatten uzun süren nörolojik disfonksiyon) ve hastane içi mortalite (ameliyat sonrası hastanede kalış süresi içinde) sıklığı kaydedildi.

İstatistiksel analiz
Çalışma verileri değerlendirilirken ameliyat öncesi ve sonrası niceliksel değişkenlerin gruplar arasındaki karşılaştırmalarında One-way ANOVA ve Kruskal-Wallis testi, niteliksel verilerin karşılaştırılmasında ise Pearson ki-kare testi kullanıldı. Diyabetik ve diyabetik olmayan hastaların veri farklılıkları t-testi, Man-Whitney U, ki-kare veya Fisherin kesin testi ile değerlendirildi. Kan şekeri değerleri ile kros-klemp, KPB, ekstübasyon, YBÜ’de kalış süreleri, YBÜ’de ölçülen en yüsek laktat ve troponin I seviyeleri arasındaki ilişki ise Pearson korelasyon testleri ile değerlendirildi. Sürekli değişkenler ortalama ± standart sapma, nominal değişkenler ise sayı ve yüzde (%) veya ortanca (IQR) olarak bildirildi. P<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi.

Results

Hastaların ameliyat öncesi özellikleri Tablo 1’de, diyabetik ve diyabetik olmayan hastaların gruplar arasındaki dağılımları ise Şekil 1’de verilmiştir. Çalışmaya alınan hastaların %44’ü (n=118) diyabetikti ve diyabetik hastaların %17.8’i (n=21) grup 1’de, %30.5’i (n=36) grup 2’de, %51.7’si (n=61) grup 3’de idi. Diyabetik olmayan hastaların %48.4’ü (n=72) grup 1’de, %40.3’ü (n=60) grup 2’de, %11.3’ü (n=17) grup 3’de bulunuyordu. Ameliyat sırasında ortalama kan şekeri 180 mg/dL’nin üzerinde olan hastaların %78.2’si (n=61) diyabetik iken, 150 mg/dL’nin altında olan hastalarda diyabetik hasta oranı %22.5 (n=21) olarak bulundu. Çalışmaya alınan hastaların tümü değerlendirildiğinde hastaların %29’unda (n=78) kan şekeri ortalaması 180 mg/dL’nin üzerindeydi. Hastaların gruplar arasındaki dağılımları incelendiğinde OKŞ arttıkça diyabetik hasta oranının arttığı, diyabetik olmayan hastaların ise azaldığı görüldü (p<0.0001).

Tablo 1: Gruplarda hasta özellikleri

Şekil 1: Hastaların gruplar arasında dağılımı.

Ameliyat öncesi özelliklerin gruplar arası karşılaştırması: Diyabetik ve diyabetik olmayan hastaların yaş, cinsiyet, VKİ, VYA, sigara kullanım oranları, risk sınıflaması (EuroSCORE), PAH, SVO öyküsü, sol koroner arter (sol KA) hastalığı, AF ve son bir ay içinde geçirilmiş ME varlığı açısından gruplar arasındaki dağılımlarında istatistiksel olarak bir fark saptanmadı. Ancak diyabetik olmayan hastalarda KOAH oranının grup 2’de (p=0.019), böbrek yetmezliği oranının ise grup 3’de (p=0.008) daha fazla olduğu görüldü. Diyabetik hastalar içinde KOAH ve böbrek yetmezliği varlığı gruplar arasında istatistiksel olarak benzerdi.

Ameliyat öncesi özelliklerin grup içinde diyabetik olan ve olmayan hastalar arasındaki karşılaştırması: Diyabetik olan ve olmayan hastalar grup içinde yaş, VKİ, VYA, sigara kullanımı, EuroSCORE, SVO, sol KA hastalığı, son bir ay içinde geçirilmiş ME açısından karşılaştırıldıklarında istatistiksel farklılık saptanmadı. Ancak cinsiyet dağılımına bakıldığında grup 3’de kadın hasta oranı diyabetik hastalarda daha fazlaydı (p=0.021). İkinci grupta hipertansiyon ve PAH görülme oranları diyabetik hastalarda istatistiksel olarak daha yüksek bulundu (sırasıyla p=0.022, p=0.043). Böbrek yetmezliği görülme oranı ise grup 3’de diyabetik olmayan hastalarda daha fazlaydı (p=0.045).

Ameliyat sırası ve sonrasına ilişkin değişkenlerin gruplar arası karşılaştırması: Hastaların ameliyat sırası ve sonrasına ilişkin değişkenleri Tablo 2’de verilmiştir. Diyabetik ve diyabetik olmayan hastaların ekstübasyon süreleri, ameliyat sonrası ölçülen en yüksek troponin I seviyeleri, nörolojik disfonksiyon ve yeni gelişmiş AF görülme oranları ile ameliyat sonrası inotrop gereksinimleri açısından gruplar arası karşılaştırmalarında istatistiksel farklılık saptanmadı. Ancak diyabetik hastalarda kros-klemp ve KPB süreleri diğer iki gruba göre grup 3’de daha uzun bulundu (sırasıyla p=0.015, p=0.031). YBÜ’de kalış süresi, laktat seviyeleri, yeni gelişen böbrek yetmezliği ve mortalite oranları diyabetik hastalarda her üç grupta da benzer iken diyabetik olmayan hastalarda grup 3’de diğer iki gruba göre daha yüksek bulundu (sırasıyla p=0.010, p=0.0003, p=0.008, p=0.003). Diyabetik hastalarda enfeksiyon görülme oranı grup 3’de daha fazlaydı (p=0.037).

Tablo 2: Ameliyat sırası ve sonrasına ilişkin verilerin dağılımı

Ameliyat sırası ve sonrasına ilişkin değişkenlerin grup içinde diyabetik olan ve olmayan hastalar arasındaki karşılaştırması: Diyabetik olan ve olmayan hastalar karşılaştırıldığında ekstübasyon ve YBÜ’de kalış süresi, troponin I seviyeleri, nörolojik disfonksiyon, enfeksiyon ve yeni gelişmiş AF görülme oranları, ameliyat sonrası inotrop gereksinimleri her üç grupta da istatistiksel farklılık göstermedi. Kros-klemp ve KPB süreleri grup 2’de diyabetik olmayan hastalarda uzun bulundu (sırasıyla p=0.002, p=0.002). Laktat seviyeleri, böbrek yetmezliği gelişimi ve mortalite oranları diyabetik olmayan hastalarda grup 3’de diyabetik hastalara göre istatistiksel olarak yüksek bulundu (sırasıyla p=0.005, p=0.045, p=0.03). Hastaların hiçbirinde ameliyat sırası hipoglisemi (KŞ <70 mg/dL) saptanmadı, grup 3’de diyabetik hastaların birinde ME gelişti (bu hasta tabloda gösterilmemiştir).

Çalışmada yer alan hastaların ameliyat sırasındaki OKŞ değerleri ile kros-klemp, KPB, ekstübasyon, YBÜ’de kalış süreleri, YBÜ’de ölçülen en yüsek laktat ve troponin I seviyeleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesinde korelasyon katsayıları hesaplandı. Diyabetik olmayan hastalarda OKŞ ile laktat seviyeleri (r=0.20) arasında pozitif yönde düşük bir ilişki bulundu. Diyabetik hastalarda ise OKŞ ile YBÜ’de kalış süresi (r=0.25) arasında pozitif yönde düşük bir ilişki bulundu.

Discussion

Diyabetes mellitus, aterosklerotik kalp hastalığı için bağımsız bir risk faktörüdür ve KABG ameliyatı geçiren hastalarda DM prevalansı yüksektir. Bunun yanı sıra tanısı konulmamış diyabetiklerin ve anormal glikoz toleransına sahip metabolik sendromlu hastaların oranı da giderek artmaktadır. Bizim çalışmamızda da hastaların %44’ü diyabetikti ve diyabetik hastaların %51.7’si grup 3’de idi (OKŞ >180 mg/dL). Ortalama kan şekeri arttıkça gruplardaki diyabetik hasta oranının arttığı görüldü. Çalışmaya alınan hastaların tümü değerlendirildiğinde hastaların %29’unda kan şekeri ortalaması 180 mg/dL’nin üzerindeydi. Bu gruptaki diyabetik olmayan hastalarda laktat seviyeleri, böbrek yetmezliği gelişimi ve mortalite oranları istatistiksel olarak yüksek bulundu.

Kalp ameliyatı sırası ve sonrası yüksek kan şekeri düzeylerinin mortalite ve morbiditeyi artıran önemli nedenlerden biri olduğu bilinmektedir.[9,10] Kalp ameliyatı sırasında hipermetabolik stres yanıt, insülin direnci, KPB, eksojen katekolamin infüzyonları ve hipotermi gibi nedenlerle diyabet varlığından bağımsız olarak kan şekeri yükselir. Kan şekeri seviyesinin akut yükselişi serbest oksijen radikallerinin, enflamatuvar ve proenflamatuvar sitokinlerin üretiminde artışa neden olur. İnsülin ise miyokardın glikoz kullanımını artırır, enflamatuvar yanıtı azaltır, trombosit fonksiyonlarını iyileştirir, KABG sonrasında serbest yağ asidi seviyelerini düşürdüğü, aerobik metabolizmayı artırdığı, oksijen radikalleri, adezyon molekülleri ve C-reaktif protein seviyelerini düşürdüğü klinik çalışmalarda gösterilmiştir.[2,6] Ancak özellikle KPB sırasında tetiklenen aşırı stres yanıt kan şekeri kontrolünü güçleştirmekte, yüksek insülin dozları ile uygulanan sıkı glisemik kontrol protokolleri ise hipoglisemi riskini artırmaktadır.

Kan şekeri ve morbidite arasındaki ilişkiyi sorgulayan çalışmalarda çoğunlukla ameliyat sonrası glisemik kontrolün önemi vurgulanmışsa da son yıllarda ameliyat sırası dönemdeki kan şekeri yüksekliklerinin de morbiditeyi artırıcı önemli bir faktör olduğu gösterilmiştir.[4-7,11] Yapılan çalışmalarda ameliyat sırası sıkı kan şekeri kontrolünün (hedef kan şekeri: 80-100 mg/dL) mortalite ve morbidite üzerine olumlu etkilerinin olmadığı hatta hipoglisemi, ölüm ve nörolojik sekel gelişme insidansını artırdığı,[4] ameliyat sırası kan şekeri değerlerinin 150-200 mg/dL arasında tutulması ile hastane içi morbiditenin azaldığı gösterilmiştir.[5,6,10,12-15]

Bizim çalışmaya aldığımız hastalarda da ameliyat sırası dönemde <200 mg/dL olacak şekilde kan şekeri regülasyonu uygulandı. Ameliyat sonrası dönemde ise Portland protokolü ile kan şekeri kontrolü sağlandı. Ameliyat öncesi, sırası ve sonrası kan şekerinin etkisinin değerlendirildiği çalışmalarda; ortalama,[3,16] ölçülen maksimum değer[17] ve değişkenlik katsayısı[7] gibi farklı hiperglisemi ölçütleri kullanılmıştır. Zaman içinde kan şekeri seviyelerinde gözlenen değişiklikler ve glisemik kontrolün stabilizasyonu hakkında fikir veren “kan şekeri değişkenliği” son yıllarda mortalite ve morbiditeyi öngörmede kullanılmaktadır.[7] Bununla birlikte ameliyat sırası kan şekeri değişkenliğinin mortalite ve morbidite üzerinde etkisi olmadığını gösteren çalışmalar da vardır.[6] Bizim çalışmamızda OKŞ ölçüt olarak alındı, Göğüs Cerrahisi Derneği tarafından önerildiği üzere kan şekeri üst sınır olarak 180 mg/dL kabul edildi.[1,18] Aralıklı bolus insülin dozları ile kan şekeri kontrolü sağlanan hastalarımız güncel bilgiler doğrultusunda kan şekeri aralığı 150-180 mg/dL olacak şekilde gruplandırıldı. Hastaların tamamı değerlendirildiğinde kan şekeri ortalaması 180 mg/dL’nin üzerinde olan hastaların oranı %29 olarak bulundu, diyabetik hastalarda bu oran %51.7 iken, diyabetik olmayan hastalarda %11.3 idi.

Koroner arter baypas greft ameliyatı uygulanan 4799 hastanın değerlendirildiği çok merkezli prospektif gözlemsel bir çalışmada erken ameliyat sonrası dönemde maksimum kan şekeri değeri 200 mg/dL’nin üzerinde olan hasta oranının diyabetik olmayan hastalarda %36, diyabetik olanlarda ise %84.5 olduğu bildirilmiştir.[17] Ameliyat sırasında insülin infüzyonu uygulanan bir başka çalışmada ise özellikle KPB sırasında kan şekeri 200 mg/dL’yi aşan diyabetik hasta oranının %59.8 olduğu görülmektedir.[13] Ameliyat sırası ve sonrasında insülin infüzyonu ile orta glisemik kontrol (120-180 mg/dL) stratejisinin[18,19] uygulandığı SCIP (The Surgical Care Improvement Project) programında diyabetik hastaların %69’unda glisemik kontrolün sağlanamadığı bildirilmiştir.[20] Bu oranlar her ne kadar bizim oranlarımızla örtüşse de özellikle diyabetik hastalarda, uyguladığımız yöntemin kan şekeri kontrolünde yetersiz kaldığı görülmektedir. Bunda insülinin infüzyon şeklinde kullanılmamasının payı olabilir.

Son yıllarda tanımlanan metabolik fenomene (metabolik hafıza) göre hiperglisemiye bağlı aşırı reaktif oksijen molekülü üretimi ve oluşan oksidatif stres, sonraki kan glikoz seviyelerinden bağımsız olarak uzun süre devam etmektedir. Sonrasında hiperglisemi önlenmiş, glisemik kontrol sağlanmış olsa da başlangıçta oluşan hipergliseminin uzun süren etkisinin mikrovasküler komplikasyonlara neden olduğu ya da erken dönemde sağlanan glisemik kontrolün yararlı etkilerinin, sonrasında kan şekeri kontrolü kötü olsa bile sürdüğü deneysel ve klinik çalışmalarla gösterilmiştir.[21] Bir başka açıklamada ise kronik hipergliseminin, glikoz taşıyıcılarında “downregülasyon” oluşturarak sağladığı hücresel önkoşullanma ile diyabetik hastaları akut hiperglisemiye bağlı hasarlardan koruyabileceği belirtilmiş, böyle bir mekanizmadan yoksun diyabetik olmayan hastalarda etkin kan şekeri kontrolüne dikkat çekilmiştir.[13,22] Yapılan çalışmalarda yüksek kan şekeri değerlerinin diyabetik olmayan hastalarda hastane içi mortalite için bağımsız risk faktörü olduğu ancak diyabetik hastalarda mortalite riskini artırmadığı bildirilmiştir.[14,17]

Yazarlar hipergliseminin tek başına oluşturduğu zararın diyabetik hastalarda az olmasını metabolizmalarının önceden modüle olmuş olmasına dayandırmışlar ve bu grup hastalarda hastane içi mortaliteye etki edecek başka risk faktörlerinin olduğunu belirtmişlerdir. Diyabetik olmayan hastalarda yetersiz kan şekeri kontrolünün (>200 mg/dL) renal ve pulmoner komplikasyonlar için risk faktörü olduğunu bildiren bu çalışmalara benzer şekilde bizim çalışmamızda da kan şekeri kontrolünün yetersiz kaldığı diyabetik olmayan hastalarda laktat seviyelerinin, böbrek yetmezliği ve mortalite oranlarının yüksek olduğu görüldü. Kalp cerrahisinde hastaların %10-40’ında farklı derecelerde böbrek yetersizliği gelişmektedir. Ameliyat sonrası yeni gelişmiş böbrek yetersizliğinin dikkate alındığı bu çalışmada hastaların sistemik enflamasyon, KPB, inotropik ajan kullanımı, DM, hipertansiyon, periferik vasküler hastalık, nefrotoksik ajan kullanımı, kan ürünü transfüzyonu gibi pek çok risk faktöründen etkilenebileceği aşikardır,[23] ancak çalışmanın amacı doğrultusunda toplanan verilerle bu gruptaki böbrek yetersizliğinin nedenleri hakkında kesin bir sonuca varmak olası değildir.

Kalp cerrahisi hastalarında ameliyat sırası ve sonrasında doku perfüzyon yetersizliği riski yüksektir. Ancak çoğu zaman gelişen laktat yüksekliğinin nedeni anaerobik glikolizis değildir. Enflamatuvar medyatörler veya katekolaminler gibi Na/K ATPaz aktivitesini artıran faktörlere yanıt olarak disoksi olmadan da laktat üretilir (Tip B laktik asidoz).[24] Kalp cerrahisinde de benzer şekilde, KPB’ye bağlı gelişen sistemik enflamatuvar yanıt, hipotermi, endojen veya eksojen kaynaklı artmış b-mimetik aktivite, artmış insülin direnci, kan şekeri yüksekliği, aşırı protrombotik yanıt gibi nedenler hiperlaktatemiye neden olmaktadır. Ameliyat sonrası gelişen hiperlaktatemide hiperglisemi ve epinefrin kullanımının bağımsız risk faktörü olduğu gösterilmiş, laktat değerlerinin ameliyat sonrası dönemde >3 mmol/L (~25 mg/dL) olmasının, mortalite ve morbiditeyi artırdığı bildirilmiştir.[25,26] Kogan ve ark.[27] ise laktat seviyesi >4.4 mmol/L olan hasta grubunda mekanik ventilasyon, YBÜ ve hastane kalış sürelerinin, böbrek yetmezliği ve mortalite oranlarının yüksek olduğunu bildirmişlerdir. Bizim diyabetik olmayan hastalarımızda kan şekeri değerleri ile laktat seviyeleri arasında gözlenen doğrusal ilişki akut gelişen hipergliseminin aşırı laktat üretimine neden olması ile açıklanabilir. Bu hastalarda KPB’ye bağlı gelişen sistemik enflamatuvar yanıt sendromu (Systemic Inflammatory Response Syndrome; SIRS) tablosunun, nondiyabetik sepsis hastalarında olduğu gibi hiperglisemi-hiperlaktatemi döngüsünü indükliyerek mortalite ve morbiditenin artışında etkisi olduğu düşünülebilir.[28]

Sonuç olarak, çalışmamızdaki diyabetik hastaların %51.7’sinde ameliyat sırasındaki OKŞ değerlerinin 180 mg/dL’nin üzerinde olduğu görüldü. Ameliyat sırasında üst değer <180-200 mg/dL olacak şekilde glisemik kontrol uygulanan çalışmalarda benzer sonuçlar elde edilmiş olsa da ameliyat sırasında aralıklı bolus insülin dozları ile uyguladığımız kan şekeri kontrolünün özellikle diyabetik hastalarda yeterli olmadığı, ameliyat sırası dönemde diyabetik ve diyabetik olmayan hastalar için farklı protokoller uygulanabileceği düşünüldü. Diyabetik olmayan hastaların ise %11.4’ünün OKŞ değerleri 180 mg/dL’nin üzerindeydi. Bununla birlikte bu gruptaki hastalarda laktat seviyeleri, böbrek yetmezliği gelişimi ve mortalite oranlarının daha yüksek bulunması, diyabetik olmayan hastalarda da etkin ameliyat sırası kan şekeri kontrolü yapılması gerektiğini göstermektedir. Ameliyat sırası dönemde kan şekeri kontrolü için basit, güvenli ve etkin algoritmalara gereksinim vardır.

Çalışmayı sınırlayan faktörler: Ameliyat öncesi değişkenlerden KOAH, böbrek yetmezliği ve PAH oranları, ameliyat sırasında ise KPB ve kros-klemp süreleri gruplar arasında eşit tutulamadı. Ancak diyabetik ve diyabetik olmayan hastalar arasındaki farklılık böbrek yetmezliği hariç grup 1 ve grup 2’de idi. Ameliyat sonrasında morbidite ve mortalitede anlamlı farklılıkların görüldüğü grup 3’de ise sözü edilen değişkenlerin dağılımı farksızdı. Gruplardaki hasta sayıları ve dolayısı ile enfeksiyon oranı az olduğu için detaylandırıldığında belirgin bir farklılık oluşturmayacağından, enfeksiyöz olaylar topluca değerlendirildi. Geriye dönük dosya taramalarında 30 günlük mortalite kayıtları olmadığı için sadece hastane içi mortalite sorgulandı. Ameliyat öncesi kısa ve uzun dönemde artmış mortalite ile ilişkili olduğu bildirilen HbA1c, çalışma döneminde hastanemiz rutin protokolünde olmadığından çalışmaya dahil edilen pek çok hastada ölçülmemişti, bu nedenle de çalışma kapsamına alınmadı.

Çıkar çakışması beyanı
Yazarlar bu yazının hazırlanması ve yayınlanması aşamasında herhangi bir çıkar çakışması olmadığını beyan etmişlerdir.

Finansman
Yazarlar bu yazının araştırma ve yazarlık sürecinde herhangi bir finansal destek almadıklarını beyan etmişlerdir.

References

1) Lazar HL. Glycemic Control during Coronary Artery Bypass Graft Surgery. ISRN Cardiol 2012;2012:292490.

2) Lazar HL. How important is glycemic control during coronary artery bypass? Adv Surg 2012;46:219-35.

3) Gandhi GY, Nuttall GA, Abel MD, Mullany CJ, Schaff HV, Williams BA, et al. Intraoperative hyperglycemia and perioperative outcomes in cardiac surgery patients. Mayo Clin Proc 2005;80:862-6.

4) Gandhi GY, Nuttall GA, Abel MD, Mullany CJ, Schaff HV, O'Brien PC, et al. Intensive intraoperative insulin therapy versus conventional glucose management during cardiac surgery: a randomized trial. Ann Intern Med 2007;146:233-43.

5) Ouattara A, Lecomte P, Le Manach Y, Landi M, Jacqueminet S, Platonov I, et al. Poor intraoperative blood glucose control is associated with a worsened hospital outcome after cardiac surgery in diabetic patients. Anesthesiology 2005;103:687-94.

6) Duncan AE, Abd-Elsayed A, Maheshwari A, Xu M, Soltesz E, Koch CG. Role of intraoperative and postoperative blood glucose concentrations in predicting outcomes after cardiac surgery. Anesthesiology 2010;112:860-71.

7) Lecomte P, Foubert L, Nobels F, Coddens J, Nollet G, Casselman F, et al. Dynamic tight glycemic control during and after cardiac surgery is effective, feasible, and safe. Anesth Analg 2008;107:51-8.

8) Furnary AP, Wu Y, Bookin SO. Effect of hyperglycemia and continuous intravenous insulin infusions on outcomes of cardiac surgical procedures: the Portland Diabetic Project. Endocr Pract 2004;10 Suppl 2:21-33.

9) Lazar HL, Chipkin S, Philippides G, Bao Y, Apstein C. Glucose-insulin-potassium solutions improve outcomes in diabetics who have coronary artery operations. Ann Thorac Surg 2000;70:145-50.

10) D’Alessandro C, Leprince P, Golmard JL, Ouattara A, Aubert S, Pavie A, et al. Strict glycemic control reduces EuroSCORE expected mortality in diabetic patients undergoing myocardial revascularization. J Thorac Cardiovasc Surg 2007;134:29-37.

11) Doenst T, Wijeysundera D, Karkouti K, Zechner C, Maganti M, Rao V, et al. Hyperglycemia during cardiopulmonary bypass is an independent risk factor for mortality in patients undergoing cardiac surgery. J Thorac Cardiovasc Surg 2005;130:1144.

12) Lazar HL, Chipkin SR, Fitzgerald CA, Bao Y, Cabral H, Apstein CS. Tight glycemic control in diabetic coronary artery bypass graft patients improves perioperative outcomes and decreases recurrent ischemic events. Circulation 2004;109:1497-502.

13) Camkıran A, Dönmez A, Ercan S, Kayhan Z. Diyabetik hastalarda kalp cerrahisi sırasında normogliseminin sağlanması: Klinik deneyimlerimiz. Turk Gogus Kalp Dama 2011;19:524-8.

14) Ascione R, Rogers CA, Rajakaruna C, Angelini GD. Inadequate blood glucose control is associated with in-hospital mortality and morbidity in diabetic and nondiabetic patients undergoing cardiac surgery. Circulation 2008;118:113-23.

15) Bhamidipati CM, LaPar DJ, Stukenborg GJ, Morrison CC, Kern JA, Kron IL, et al. Superiority of moderate control of hyperglycemia to tight control in patients undergoing coronary artery bypass grafting. J Thorac Cardiovasc Surg 2011;141:543-51.

16) Göksedef D, Ömeroğlu SN, Yalvaç ES, Bitargil M, İpek G. Is elevated HbA1c a risk factor for infection after coronary artery bypass grafting surgery? Turk Gogus Kalp Dama 2010;18:252-8.

17) Székely A, Levin J, Miao Y, Tudor IC, Vuylsteke A, Ofner P, et al. Impact of hyperglycemia on perioperative mortality after coronary artery bypass graft surgery. J Thorac Cardiovasc Surg 2011;142:430-7.e1.

18) Lazar HL, McDonnell M, Chipkin SR, Furnary AP, Engelman RM, Sadhu AR, et al. The Society of Thoracic Surgeons practice guideline series: Blood glucose management during adult cardiac surgery. Ann Thorac Surg 2009;87:663-9.

19) Lazar HL, McDonnell MM, Chipkin S, Fitzgerald C, Bliss C, Cabral H. Effects of aggressive versus moderate glycemic control on clinical outcomes in diabetic coronary artery bypass graft patients. Ann Surg 2011;254:458-63.

20) McDonnell ME, Alexanian SM, Junqueira A, Cabral H, Lazar HL. Relevance of the Surgical Care Improvement Project on glycemic control in patients undergoing cardiac surgery who receive continuous insulin infusions. J Thorac Cardiovasc Surg 2013;145:590-4.

21) Ceriello A, Ihnat MA, Thorpe JE. Clinical review 2: The “metabolic memory”: is more than just tight glucose control necessary to prevent diabetic complications? J Clin Endocrinol Metab 2009;94:410-5.

22) Dungan KM, Braithwaite SS, Preiser JC. Stress hyperglycaemia. Lancet 2009;373:1798-807.

23) Brown JR, Cochran RP, Leavitt BJ, Dacey LJ, Ross CS, MacKenzie TA, et al. Multivariable prediction of renal insufficiency developing after cardiac surgery. Circulation 2007;116:I139-43.

24) Revelly JP, Tappy L, Martinez A, Bollmann M, Cayeux MC, Berger MM, et al. Lactate and glucose metabolism in severe sepsis and cardiogenic shock. Crit Care Med 2005;33:2235-40.

25) Maillet JM, Le Besnerais P, Cantoni M, Nataf P, Ruffenach A, Lessana A, et al. Frequency, risk factors, and outcome of hyperlactatemia after cardiac surgery. Chest 2003;123:1361-6.

26) Hajjar LA, Almeida JP, Fukushima JT, Rhodes A, Vincent JL, Osawa EA, et al. High lactate levels are predictors of major complications after cardiac surgery. J Thorac Cardiovasc Surg 2013;146:455-60.

27) Kogan A, Preisman S, Bar A, Sternik L, Lavee J, Malachy A, et al. The impact of hyperlactatemia on postoperative outcome after adult cardiac surgery. J Anesth 2012;26:174-8.

28) Green JP, Berger T, Garg N, Horeczko T, Suarez A, Radeos MS, et al. Hyperlactatemia affects the association of hyperglycemia with mortality in nondiabetic adults with sepsis. Acad Emerg Med 2012;19:1268-75.

Keywords : Blood glucose; coronary artery bypass graft; morbidity
Viewed : 11550
Downloaded : 2013